Yolculuğuma nereden başladım bilmiyorum. Ne zaman başladığımı da. Bir gün, aniden uyandım ve bu hikayenin tam ortasında buldum kendimi. Otuzlu yaşlarında birinin koşarak gitmekte olduğu bir belirsizliğin, bir gri bulut çemberinin, sisli bir kalabalığın, elleri bırakılmış küçük çocuk bağırışlarının tam ortasında.
Bazen hamam böcekleri gibi aniden durup geriye döneriz. Bu kadar koşmuşken ve bu kadar gitmişken durup neden döneriz bilmem ben ama her döndüğümde de kendimi haklı bulurum. Bu körü körüne yetişme arzusunu bir an olsun dindirebildiğim için sessiz bir alkış tuttururum.
Yine yağmurlu bir akşamda
İçinde sen geçiyor tüm şiirlerin
Pembe fili düşünme diyorum
Pembe fili düşünme
Cafe de Flore’da Sartre’nin oturduğu
Aşk’a komşu bir masadan dışarı bakıyorum
Sakladığı haylaz kelimeler göz kırpıyor
Sonra birdenbire
Aklıma yine gülüşün geliyor
Cılız bir keşkeye tutunmaya çalışan
Ayçiçeği tarlası gibi renkli gülüşün.
Ve bağırarak ama içimden!
Burada olsa diyorum
Kendime göre sadık bir aşkın
Kendine göre özgür dudaklarına
Kendimce bir özlem koysam
Herkes kalkıyor sonra
Sanki hiçbir şey olmamış gibi
Pembe fil hiç yokmuş gibi
Birer birer ve hep beraber
Renkli fincanlarını bırakıp
Siyah beyaz ve tatsız hayatlarına koşuyorlar yavaş yavaş.
30 May 2021
Nihavend
Yine sana yazılmayan bir şiir buldum bugün
Oturmuş kahvaltı masamdaki yoklukla beslenirken
Arkadan hiç bilmediğim bir şarkı çalıyor
Ve soğuk çay bardağımın yanında
Seninle alakası olmayan mısralar dans ediyor
Sana yazılmayan diğer yüzlerce şiir gibi
Bu da yanına bile yaklaşamıyordu yine
Bir bulmama halidir gidiyordu
Aramaya başladığım her şey gibi
Yarım kalan diğer kavuşamama hikayeleri gibi
Geçici kırıntılar serpiştirip yollara
Benim olmayan patikaları takip ediyor
Tanımadığım buğulu pencerelerden içeri bakıyordum
Aidiyet kavramınını anne karnından çıktıktan hemen sonra yitirip
Kendi özgürlüğümü ellerimle teslim etmiştim nüfus memuruna
Adım sanım yazılıp dünya üzerinde tanınmaya başladığım andan itibaren de görevim aramak olmuştu
Neyi bulamıyorsam ona doğru bir yolculuğa çıkıyordum
Kimin kim olduğunu bilmediği saatlerde
Bir sandalye çekip yanına oturuyor
O belirsizlikten yararlanıp kendime benzeştiriyordum diğerlerini
Ertesi güne uyanıp kahvesini içene kadar onlar, yüzler oluyorduk
Başklarının aradıklarını bulup sevinçlerini paylaşıyorduk
Sonra herkes ayrılırken bu oyundan
Ben yine pencere yanında kendi yolculuğuma devam ediyordum
Bir gün
Kendi de hüzün anlamına gelen segah makamında
Ben hangi sorunun yanlışıyım diye düşünürken
Sana haddim olandan biraz fazla yaklaşıp
Aklımın derinlerdeki bir yerine saçından bir tel koymuşum
Anlamaya üşendiğimden değil
Korktuğumdan belki
Bulursam ne yapacağımı bilmediğimden hep sana ait olmayan şiirler okumuşum
Bulmanın kendisiyle yüzleşmeyi hayal bile edemediğimden devam etmişim bu çocuk oyunuma
Bir gün
Kaybedecek hiç birşeyimin kalmadığı
Zerre hazır olmadığım bir anda
Sana ait olan bir şiirde
Çay koyarım belki kendime
Oturur sevmediğim şeylerden konuşuruz
Belki nihavend makamında buluşuruz
29 May 2021
Hüzünlü Plakçı
Tüm yaşanmışlıkları halının altına süpürüp
Normale en yakın gülüşünü koymuşsun önüme
Ben hiç tanımasam seni
Sen resimler çizmesen mesela
Uzaktan uzaktan baksak öyle
Asansöre binip konuşacak bir şey bulamasam
İnanırdım herhalde hiç üzülmediğine
Ama öyle değil
İçinde hüzünlü bir plakçı var senin
Biliyor musun tüm plakçılar hüzünlüdür aslında
Herkesin unuttuklarına
Geçmişte bıraktıklarına tutunmaya çalışırlar
İşte bu yüzden
Ne zaman gülsen bana
Ben derince çekip içimi
Eskilerden bir hatıra koyarım cebime
Sen gülersin
Ben dinlerim
Bazı şarkılar sadece bu yüzden var
16 May 2021
Gülüşünü Duymak Diye Bir Şey Var
Şimdi sen buna da inanmazsın ama
Gülüşünü duymak diye bir şey var
Görmek gibi, dokunmak gibi değil
Gülüşünü duymak diye bir şey
Aslında beyaz sever tüm renkleri
Kirletiyor diye belki de
Hiç birini sevmez diye düşündüler hep
Ne kaybediyorsak bu önyargıdan
Bu kadar abartmasaydık içimizde
Nietzsche bile daha kolay yazılabilirdi
Ne diyordum?
Gülüşünü duymak diye bir şey var
Bir kapı aralığından
Bir telefonun ucundan
Kalabalığın arasından
İçi rengarenk balonlarla dolu
Cennetin varolduğuna şahit olmak
Durup dururken icat ettiğimiz hüzünleri bir bir kovmak
Gülüşünü duymak
İnce belli çay bardağına tavşan kanı şiirler koymak
İçimdeki çocukları bahçeye çıkarmak
Ne kaybediyorsak bu duygusallıktan
Bu kadar abartmasaydık içimizde
Ben bu kadar anlatmasaydım mesela
Sen bu kadar güzel gülmeseydin
Dünya mecburen dönseydi
Herhangi biri kağıda bakmadan Nietzsche yazabilseydi
Öyle alelade olsaydı her şey
Her renk gri
Her kalp atması gereken aralıkta atsaydı
Freud kafa karıştırmasaydı
Yetişmeye çalışmadan
Heyecansız
Canlı ama cansız
Yaşasaydık
Ne diyordum?
Gülüşünü duymak diye bir şey var.
16 May 2021
Eylüller Güzeldir
Bir şiire teşebbüs edip
Yalınayak bir şeyler geveliyorum kimsesiz sahillerde
Gözlerin geliyor derinlerden
Doludizgin,
İçi dolu kocaman okyanuslar
Öyle bakmasana hem
Eylül’ü konuşuyoruz
Yaz soyunuyor ağaçlardan.
Bugün teslimiyet,
Bugün sonbahar,
Bugün özgürlük,
Bugün tamirci çırağı bir ağustos
tulumunu asıyor duvara.
Eylül diyorum eylül!
Ama gözlerin bir Turgut Uyar şiiri
Öyle bakma
Şimdi deniz kenarında,
Sen yanımda
Çakıl taşlarının arasından dolunaya selam yollamak vardı
Hafif hafif eserken rüzgar
Eylül’e sarılmak
Biraz denize biraz birbirimize bakıp
Susarak anlaşmak.
Contact Bir Arayış Hikayesi
Guest appearances
Does not typically book guests
Based on episode analysis; this does not confirm that the show is currently accepting guests.
Host of Bir Arayış Hikayesi?
Claim your podcast to manage its listing and keep your show details accurate.
Pod Engine is an independent podcast discovery and analytics service and is not affiliated with or endorsed by this podcast. Artwork and show content belong to their owners. Full legal notice.
Explore this show Podcast research with Pod Engine